p s i k o l o j i  @ d r e s i n i z

psikoterapistim.org

  Yarınınız  bugününüzden  daha  güzel  olabilir...

                           anasayfa | psiko-bilgi | psiko-gelişim | psiko-destek | hakkımızda | iletişim  

                                                                                                 psiko-bilgi

psiko-bilgi sayfasında  ► bulabilecekleriniz

 Psikoloji  nedir?

 Psikoterapi nedir?

 Psikolojik hastalık ve sorunlar;

  - Depresyon

  - Anksiyete (kaygı bozukluğu)

  - Panik bozukluk

  - Obsesif-Kompulsif bozukluk

  - Fobiler

  - Hipokondriazis (hastalık hastalığı)

  - Stres bozukluğu

  - Post-travmatik stres bozukluğu

  - Kişilik bozuklukları

  - Cinsel bozukluklar (psikojenik)

  - Alkol ve madde bağımlılığı

  - Manik-depresif bozukluk

  - Şizofreni

  - Paranoya

  - Çocukluk dönemi bozuklukları

 

YAZILARIM                       Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz'ın bilimsel araştırma ve psikoloji yazılarına ulaşabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
   

 
   




Psikoloji nedir?

          Psikoloji, insan davranışlarını, onun biyolojik, psikolojik ve sosyal özelliklerini dikkate alarak inceleyen ve bu konudaki bilimsel araştırma ve çalışmalar yoluyla insanın ruhsal yapısı ve özelliklerine ilişkin bilimsel yasalar geliştiren ve aynı zamanda elde edilen bu bilgileri insan yararına kullanılması için uygulamalar yapan bir bilim dalıdır. Psikoloji biliminin temellerinin yaklaşık 2500 yıl öncesine dayanmasına karşın bir bilim dalı olarak kabul edilmesi 1879 yılında Wilhelm Wundt'un Almanya'da ilk psikoloji

Wilhelm Wundt (1832-1920)

laboratuarını kurmasıyla olmuştur. Yaklaşık 130 yıllık bu süreçte psikoloji bilimi hızlı bir biçimde gelişerek bugünkü düzeyine ulaşmıştır. Psikoloji oldukça geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu anlamda yalnızca insan ruhsal sağlığı ve sorunları ile ilgili değil, insan yaşamının ve ilişkilerinin söz konusu olduğu; eğitim, iş yaşamı, spor, hukuk vb. birçok alanda araştırma ve uygulama yapmaktadır. Ayrıca psikoloji bilimi araştırma ve uygulama sürecinde nöroloji, psikiyatri, sosyoloji ve bunun gibi bir çok farklı alanla ortak çalışma, yararlanma, işbirliği yapma ilişkisi içindedir. Bir meslek olarak ele alındığında da psikologlar hem araştırmacı, hem de uygulayıcı olarak mesleki etkinliklerini sürdürebilirler. Çalışma ve uygulama alanlarının çeşitliliği psikologların da farklı alanlarda uzmanlaşmalarına ve bu uzmanlık alanıyla ilgili çalışmalarına olanak tanımaktadır. Örneğin en çok bilinen yanıyla psikologlar insan ruhsal sorun ve hastalıklarıyla ilgili olan klinik psikoloji ve danışma psikolojisi alanlarında uzmanlaşmış olabilirler yada eğitim psikolojisi, iş psikolojisi, spor psikolojisi, adli psikoloji, rehabilitasyon psikolojisi gibi diğer bir alanda uzmanlaşarak mesleklerini sürdürebilirler. Hangi alanda çalışıyor olursa olsun ki, klinik psikoloji ve danışma psikolojisi alanlarında daha önemli olmak üzere psikologlar yalnızca psikoloji ve uzmanlık alanlarının akademik bilgilerine değil, ilgili bir çok alanda bilgiye sahip olmak, kişilik özellikleri bakımından mesleğinin gerektirdiği bir çok özelliği taşımak ve geliştirmek, çok yönlü olabilmek, yaşamsal deneyimler ve entellektüel düzeyleri bakımından yeterli olmak ve aynı zamanda hem mesleğiyle ilgili hem de genel anlamda yenilik ve gelişmeleri sürekli izlemek durumundadırlar. Bu sahip olması gereken özellikleri bakımından ele alındığında psikologluk bir sanatsal faaliyet gibidir, bazı özel yetenek ve becerileri de gerektirmektedir.

 

Psikoterapi nedir?

          Kelime anlamıyla 'ruhsal tedavi' demek olan psikoterapi, insan ruhsal hastalık ve sorunlarının bir psikoterapist tarafından ilgili yöntem ve teknikleri kullanılarak tedavi edilmesidir. Psikoterapi, biyolojik tedaviden (ilaç tedavisi vb. gibi) farklı olarak terapistle hasta arasında bir zihinsel ve duygusal iletişim ve etkileşim modelidir. Ayrıca biyolojik tedavide hastalık belirtilerinin (semptomlarının) ortadan kaldırılması hedeflenirken, psikoterapide ise hastalığın nedenlerinin ortadan kaldırılması ve dolayısıyla belirtilerin de yok olması hedeflenir. Psikoterapi ruhsal hastalık ve sorunlarda, insanın ruhsal mekanizmasının işleyişini anlamak, analiz etmek, iyileştirmek, geliştirmek, değiştirmek, desteklemek vb. gibi işlevleri görmektedir. Psikoterapi insan yaşamının ilk dönemlerinden itibaren ilkel biçimde de olsa varlığını sürdürmüştür. 17. yüzyıldan sonra bir tedavi yolu olarak gelişmeler göstermeye başlamıştır. Ancak psikoterapi bilimsel bir yöntem olarak (psikoanaliz) ilk kez Sigmund Freud tarafından

Sigmund Freud (1856-1939)

(19. yy.'ın sonlarında) uygulanmaya başlanmıştır. Günümüze kadar da çok hızlı biçimde gelişerek ve birçok farklı psikoterapi ekolleri eklenerek gelmiş ve bugün ruhsal sorun ve hastalıkların tedavisinde en önemli, etkili ve yararlı tedavi yolu olarak varlığını sürdürmektedir. Psikoterapi kullanılan kuramsal yaklaşım, yöntem ve teknikler bakımından çeşitlilikler gösterir, farklı psikopatoloji ekolleri olduğu gibi farklı psikoterapi ekolleri vardır. Bunlardan başlıcaları; psiko-analiz ve psikoanalitik psikoterapiler, davranışçı psikoterapiler, bilişsel (cognitive) psikoterapiler ve varoluşçu psikoterapilerdir. Psikoterapist yakın olduğu ekole göre bir tedavi yaklaşımı uygular. Ancak günümüzde modern psikoterapi yaklaşımı psikoterapistin eklektik olmasını öngörmektedir. Yani psikoterapist yalnızca bir ekolün yaklaşım sınırları içinde kalmayıp diğer tüm tedavi ekollerini de göz önüne alarak onlardan kendine özgü bir psikoterapi yaklaşımı sentezleyerek çalışmalıdır. Ayrıca hastanın veya hastalığın durumuna bağlı olarak gerektiğinde farklı tedavi yaklaşımlarına ait yöntem ve teknikleri kullanmalı, bu açıdan esnek olabilmelidir. Psikoterapi ancak bu konuda uzmanlaşmış (akademik eğitim) ve yeterli deneyime sahip kişiler tarafından verilmeli, hastalar veya ruhsal sıkıntı ve sorunları olanlar, ilkel dönemlerde olduğu gibi halen insanların ruhsal sorunlarını istismar etmeye çalışan farklı kimliklerdeki şarlatan sözde terapistlerden yardım almaya çalışmamalı, yarar görebileceklerini umarken daha büyük zarar görebileceklerini unutmamalıdırlar.

  başa dön

Psikolojik Hastalık ve Sorunlar; (Bu bölümde literatürde yer alan tüm hastalık ve sorunlara değil, bunların içinden önemli görülen bir kısmına yer verilmiştir)

Depresyon

          Depresyon (ruhsal çöküntü) bir duygulanım bozukluğudur. En sık ve yaygın olarak görülen psikolojik bozukluk türüdür. Öyleki fiziksel hastalık olarak bir grip veya soğuk algınlığı gibi ruhsal hastalık olarak depresyon da her insanın yaşamının bir döneminde hafif veya ağır biçimde karşılaşabileceği bir sorundur. Depresyon kendisini ruhsal-davranışsal, zihinsel ve bedensel belirtilerle gösterir. Bu belirtiler genel olarak; üzüntü, çaresizlik, ümitsizlik, değersizlik, isteksizlik, ilgi azalması, yaşamdan zevk / haz alamama, yaşamı anlamsız bulma (bu bazen intihar düşüncelerine varabilir), sosyal izolasyon / yalnızlaşma, kararsızlık, kendine güven ve kendine saygının azalması, iç sıkıntısı ve tedirginlik gibi ruhsal-davranışsal belirtiler olabilir. Zihinsel belirtiler olarak zihinsel işlevlerin bozulması; dikkat, konsantrasyon, hafıza ile ilgili problemler, kendini suçlama, başarısız bulma ve karamsarlık sıkça görülür. Bunların yanında uyku ve iştahta bozulmalar, cinsellikle ilgili sorunlar, yorgunluk, enerji azlığı, baş ve sırt ağrıları, mide-barsak sorunları gibi bedensel belirtiler görülebilir. Depresyonun oluşmasına neden olan faktörleri iki kategoride ele alırsak; birincisinde kişinin genetik yapısı, kişilik özellikleri, ailesinin özellikleri, eğitimsel ve sosyo-ekonomik düzeyi gibi yatkınlık oluşturan faktörler yer alır. İkincisinde ise psiko-sosyal stres faktörleri yer alır, örneğin; üzücü ve zorlayıcı yaşam olayları, kayıplar (manevi,maddi), hayal kırıklıkları, başarısızlıklar ve bunun gibi dış çevresel olaylar kişinin depresyona yakalanmasına çeşitli derecelerde neden olurlar. Yukarıda söz edilen belirtiler kişinin uyumunu, günlük yaşamını, işini bozucu ve engelleyici düzeyde ise ve süreklilik arz ediyorsa  (örneğin iki yada üç hafta süreyle aynı biçimde sürüyorsa) ve şiddetli yaşanıyorsa bu klinik depresyon (tedavi edilmesi gereken depresyon) olarak tanımlanmaktadır. Çok ağır hastalık ve belirti tablosu oluşturabilmekle beraber depresyon tedavi edilebilen ve tamamen iyileşebilen bir rahatsızlıktır. Psikoterapiler depresyon tedavisinde çok önemli bir yere sahiptir.

  başa dön

Anksiyete (kaygı bozukluğu)

          Anksiyete (anxiety neurosis) nevrotik bozukluklar çatısı altında yer alan bir bozukluktur. Belirli bir nedene bağlı veya nedensiz de ortaya çıkabilen, çoğunlukla bedensel ve fizyolojik belirtilerle ve aynı zamanda ruhsal belirtilerle de görülen yaygın olarak rastlanan bir bozukluk türüdür. Bedensel ve fizyolojik belirtileri; solunum sıkışması, göğüste sıkışma ve bazen sancı, çarpıntı, eller ve ayaklarda karıncalanma ve uyuşmalar, sıcağa bağlı olmayan terleme, ağız kuruluğu, sık idrar yapma, bulantı, iştahsızlık, uyku problemleri, yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi vb. olabilir. Ruhsal olarak da; sürekli kötü bir şey olacakmış gibi bir tedirginlik hali, nesnel bir gerçeğe bağlı olmayan aşırı endişe, korku ve tehdit altında hissetme, bazen ölüm korkusu, dehşete kapılma, bunaltı, sıkıntı, karamsarlık gibi belirtilerle kendini gösterir ve çoğu kez bunlara bilinç bulanıklığı, dikkat ve hafıza ile ilgili bozulmalar eklenir. Tedavisinde psikoterapiler etkilidir.

 

Panik Bozukluk

          Panik bozukluk, panik nöbetleri (panik atak) ile seyreden bir anksiyete bozukluğu türüdür. Aniden ortaya çıkabilen ve anksiyeteye özgü psikofizyolojik belirtilerin yoğun olarak yaşandığı ve kişinin kontrolünü kaybederek bazen bayılmalara kadar varabilen panik nöbetleri ile seyreder. Uygun ve yeterli psikoterapi yaklaşımıyla tedavi edilebilmektedir.

  başa dön

Obsesif-Kompulsif Bozukluk

         Obsesif-kompulsif bozukluk (obsessive-compulsive neurosis) da nevrotik bozukluklar grubunda yer alan bir bozukluktur. Anlamsız, saçma, akıldışı ve saplantılı düşüncelerin (obsesyon) kişinin isteği ve kontrolü dışında, ısrarlı ve tekrarlayıcı biçimde zihninde yer alması ve bu saplantılı düşüncelere bağlı tutum ve davranışları (kompulsiyon) törensel ve sürekli yinelenen biçimde göstermesi şeklinde görülür. Hasta düşüncelerinin saçma ve akıldışı olduğunu kabul etmekte ancak bunların önüne geçememektedir. Temizlik, düzen, kuşku, hastalık, sayma vb. gibi farklı boyutları hastada yoğunluk kazanmış ve öne çıkmış olabilir. Tedaviye dirençli ciddi bir bozukluktur. Ancak uzun süreli bilişsel-davranışçı psikoterapiler ve analitik yönelimli psikoterapiler ile olumlu sonuçlar alınabilmektedir.

 

Fobiler (Fobik bozukluklar)

          Fobik bozukluk da (phobic neurosis) bir nevrotik bozukluk türüdür. Aslında gerçek anlamda önemli bir tehlike arzetmeyen bazı nesne veya durumlardan mantığa uygun olmayan biçimde bir aşırı korkma olarak gözlemlenir. Örneğin karanlık, yükseklik, kapalı yer, sokağa çıkma, gemi, uçak vb. den aşırı korkma veya zararsız hayvan, nesne ve kişilerden aşırı korkma gibi sayısız korku türü geliştirilebilen bir bozukluktur. Bu korkular kişide aşırı bir kaçınma davranışına yol açar ve kaçınma davranışı onun günlük yaşamını ve işini aksatacak düzeyde ise bunu tedavi edilmesi gereken bir ruhsal bozukluk olarak değerlendirmelidir. Yine çeşitli psikoterapi teknikleri ile tedavisi olanaklı olan bir bozukluktur.

  başa dön

Hipokondriazis (Hastalık Hastalığı)

          Hastalık hastalığı veya hastalık kuruntusu olarak isimlendirilen bu hastalık, kişinin bedensel sağlığına yönelik aşırı ilgisiyle karakterize olan ve çok hafif yada önemsiz bedensel belirtilerin fizyolojik veya organik bir temeli olmaksızın ciddi, ağır bir hastalığın belirtisi olduğuna inanarak sürekli endişe içinde olmasına sebep olan bir nevroz (hypochondriacal neurosis) türüdür. Bu tip hastalar basit bir başağrısının bir beyin tümörü ile yada bir yorgunluk, halsizlik hissinin kanserle ilişkili olduğu gibi ve buna benzer birçok sağlıklarıyla ilgili abartılı duyarlılık ve kuruntu içindedirler. Doktorların gerekli tahlillerin ardından hiçbir hastalıkları olmadığını söylemeleri onları tatmin etmez hatta doktora veya yakınlarına kendisine inanmadıkları için öfkelenirler. Hastalığın başlangıcında (ayırıcı tanı için incelemeler yapıldıktan sonra) hastaya problemlerinin ruhsal kaynaklı olduğu anlatılmalı ve hastalık kronikleşmeden uygun psikolojik tedaviye başlaması sağlanmalıdır. Bu bozukluk da tedavisi zor ve uzun sürebilen, tedaviye dirençli rahatsızlıklardandır. Hastaya uygun olan psikoterapi yöntemleri tedavide etkilidir.

 

Stres Bozukluğu

          Stres (Zorlanım) bozukluğu bireyin dış veya iç zorlayıcı uyaranlar nedeniyle ruhsal dengesinin bozulduğu ve dengeyi yeniden kurmakta gösterdiği çabanın yetersiz kalması durumunda ortaya çıkan bir bozukluktur. Strese neden olan etkenler çok çeşitli olabilir; bireyin yaşamındaki önemli değişiklikler; kayıplar, tehlikeler, boşanma, çocuk sahibi olma, ev yada iş değişiklikleri, iş ortamındaki zorlayıcı değişimler, iletişim sorunları, sınavlar, aşırı sorumluluk ve görev yüklenimleri, fizyolojik değişimler ve bunun gibi birçok dış veya bu yaşam olayları karşısında bireyin bunları algılama, yorumlama biçimleri, kişilik özellikleri onun stres yaşamasında etkilidir. Stres bozukluğu; kaygı, sinirlilik, korku, durgunluk, ajitasyon, dikkat ve hafıza sorunları, konuşmada problemler, aşırı duyarlılık, uyku düzensizlikleri, iştahta bozulmalar (azalma veya artma), baş dönmesi, denge sorunları, diş gıcırdatma, sindirim sistemi bozulmaları ve bunun gibi belirtilerle kendini gösterir. Bunların uzun süre devam etmesi psikosomatik hastalıklara ve depresyon, anksiyete gibi psikolojik hastalıklara yol açabilir. Tedavisinde, strese yatkın kişilerde stres bozukluğu oluşmadan önce anti-stres terapileri ve bozukluk yaşandığı durumlarda stresle başa çıkma yöntemlerinin, gevşeme tekniklerinin öğretileceği destekleyici psikoterapiler oldukça etkili ve yararlı olmaktadır.

  başa dön

Post-travmatik Stres Bozukluğu

          Bu bozukluk stres bozukluğu grubunda yer alan ve aynı bedensel ve ruhsal belirtilerle kendini gösteren bir bozukluktur. Ortaya çıkış nedeni ve süreç açısından akut bir hastalık tablosu vardır. Bireyin yaşadığı çok ciddi bir olayın, yaşantının örneğin; deprem, yangın, kaza, dayak, işkence, tecavüz, silahlı çatışma, ciddi bir kayıp ve bunun gibi büyük bir tehlikeli yaşantı veya felaketin ardından ortaya çıkar. Olayın yaşanmasından birkaç saat veya en geç birkaç gün sonra belirtiler şiddetli biçimde ortaya çıkar ve bir müdahale olmadan da birkaç haftada kendiliğinden düzelme olabilir. Ancak uzun sürdüğünde daha ciddi ruhsal bozukluk tabloları, bilinç bozuklukları ortaya çıkabilir. Tedavisinde hastanın öncelikle yaşanan olayla ilişkili ortam ve şartlardan uzaklaştırılması, yeniden güven duygusunun sağlanması, yaşantıyla ilgili duygularını ifade etmesine olanak tanınması alınacak ilk önlemlerdir. Uzun sürmesi halinde de ortaya çıkan psikolojik bozukluk tablosuna uygun psikoterapi verilmesi gerekli ve yararlıdır.

 

Kişilik Bozuklukları

          Kişilik bireyin diğer insanlarla iletişim ve etkileşiminde farklılaşmasına yol açan kendine özgü algılamaları, tepkileri, alışkanlıkları, tutumları ve davranışlarını içeren özellikler bütünüdür. Bu bütünlüğün bozulduğu, bireyin iç çatışmalarının onun davranış ve tutumlarına yansıdığı, böylece sosyal çevreye uyum gösteremediği durum genel olarak kişilik bozukluğu olarak tanımlanır. Bu bozukluğun temelleri ve gelişimi çocukluk ve ergenlik döneminde olur ve 20'li yaşlarda daha kalıcı olmaya başlar. Ortaya çıkması ile ilgili faktörler, organik bozukluklar (beyin), kalıtımsal bozukluklar, aile içi ilişkiler, gelişim dönemindeki takılmalar, sosyal yaşantılar olabilmektedir. Çeşitli kişilik bozukluğu türleri vardır; Antisosyal Kişilik Bozukluğu (psikopati, sosyopati), Narsisistik Kişilik Bozukluğu, Histerik Kişilik Bozukluğu, Sınırda Kişilik Bozukluğu (borderline), Pasif-Agresif Kişilik Bozukluğu, Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu, Bağımlı-Kaçınmacı Kişilik Bozukluğu, Paranoid Kişilik Bozukluğu, Şizoid Kişilik Bozukluğu. Kişilik bozuklukları tedaviye dirençli ve uzun tedavi gerektiren bozukluklardır. Hastanın, kendi kişilik bozukluğunun farkında olduğu ve tedaviye istekli olduğu durumlarda tedavide daha olumlu sonuçlar alınabilmektedir. Çeşitli, hastanın durumuna uygun psikoterapi yöntemleri etkilidir.

  başa dön

Cinsel Bozukluklar (Psikojenik)

          Psikolojik kökenli cinsel bozukluklar üç ana başlık altında toplanabilir. 1.si Cinsel Kimlik Bozuklukları'dır. Bu başlık altında Eşcinsellik (homosexuality), Karşıtcinsellik (transsexuality), Karşıtgiysicilik (transvestizm), pedofili, zoofili, necrofili gibi bozukluklar sayılabilir. 2.si Cinsel Obje Seçimi Bozuklukları'dır. Örneğin; Fetişizm, Exibisyonizm (teşhircilik), Voyerizm (röntgencilik), Cinsel Sadizm, Cinsel Mazoşizm ve bunun gibi cinsel sapkınlıklar bu grupta yer almaktadır. 3.sü de Cinsel İşlev Bozuklukları'dır. Bunlar da Cinsel İsteksizlik, Erken Boşalma (praecox ejeculation), Ereksiyon (sertleşme) sorunları, Vajinismus ve bunun gibi işlevsel bozukluklardır. Cinsel Bozukluklardan cinsel kimlik bozuklukları ancak kişinin kendi isteği ve çabası varsa ve bunu bir bozukluk olarak kabul ediyorsa tedavi denenebilir ve bir kısım hastada yararlı olabilir. Ama diğer iki gruptaki cinsel bozukluklar (cinsel obje seçimi bozuklukları ve cinsel işlev bozuklukları) psikoterapilerden oldukça yarar görebilen bozukluklardır. Bu problemlerde önemli olan, kişinin bu sorunlarını uzmanlarla paylaşmaktan çekinmemesi ve psikolojik kökenli bu cinsel bozukluklarda, özellikle cinsel işlev bozukluklarında terapinin etkili olduğuna, bu sorunları aşabileceğine inanmasıdır.

 

Alkol ve Madde Bağımlılığı (Drug Dependence)

          Bu bağımlılık türü alkol, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan ruhsal bozukluklardandır. Alkol ve madde bağımlılığı merkezi sinir sistemini olumsuz yönde etkileyerek, davranış değişikliklerine ve aynı zamanda bedensel ve ruhsal sorunlara yol açar. Her alkol kullanan bağımlı değildir, ancak alkol almaya karşı sürekli fiziksel ve ruhsal olarak gereksinim duyan, gece ve gündüz farkı gözetmeksizin alkol tüketen, içme isteğine engel olamayan kişiler alkol bağımlılarıdır. Alkolizm de diyebileceğimiz bu bağımlılık, kronik bir davranış bozukluğudur. Alkol bağımlılığı gibi bazı uyuşturucu ve uyarıcı maddeleri de tedavi amacı dışında ve sürekli kullanma gereksinimi göstererek alınması da madde bağımlılığı olarak tanımlanır. Bu maddeler genel olarak esrar, eroin, kokain, LSD gibi narkotik  türü uyuşturucular ve başta amfetamin türü olmak üzere çeşitli uyarıcılardır. Bu maddeleri kullanan kişilerde fiziksel ve ruhsal bağımlılık gelişir ve maddenin tutsağı haline gelirler. Alkol ve madde bağımlısı kişilerin zamanla bu maddelere töleransları yükseldiğinden, gitgide miktarı artırdıkları görülür. Azalttıklarında yada almadıklarında fiziksel ve ruhsal ciddi yoksunluk belirtileri gözlenir. Bunlar kısaca bilinç bulanıklığı, görme halüsinasyonları, oryantasyon / yönelim bozukluğu, korku, panik, bunaltı ve ayrıca terleme, çarpıntı, ateş, kan basıncının düşmesi, titreme, kusma ve benzeri belirtilerdir. Alkol ve madde bağımlılığın nedenleri kişilik yapısı (bozukluklar), önceden var olan ruhsal sorunlar, ailesel sorunlar, çevresel sorunlar ve farklı iç ve dış uyaranlar olabilir. Tedavisinde, gözlem altında bir süre yatarak ilaçlı tedavi ve rehabilitasyon ile kişinin bağımlılığına yol açan özgün nedenlerine yönelik psikoterapiler ve ek olarak homojen grup terapileri gerekli ve yararlıdır. Aile ve çevre ve yaşam koşullarının hastalık öncesine göre değiştirilmesi ve yeniden düzenlenebilmesi tekrarların önlenmesi bakımından önemlidir. Tedavide hastanın istek ve kararlılığı tedavi başarısında etkilidir.

  başa dön

Manik-Depresif Bozukluk

          Bipolar (iki uçlu) duygulanım bozukluğu olarak da isimlendirdiğimiz bu bozukluk; depresyon ve mani ataklarının ardı ardına görüldüğü bir hastalıktır. Depresyon döneminde bilinen depresyon belirtileri tabloya hakimdir. Manik dönemde ise kısaca; aşırı hareketlilik, aşırı konuşma ve taşkın davranışlar, duygusal aşırılıklar (sevinç, neşe ve öfkede taşkınlıklar), aşırı bir mutlu ve enerjik olma hali, çağrışımlarda artış ve düşünce uçuşması, cinsel dürtü ve saldırganlık dürtülerinde artma, megalomanik davranış ve sabuklamalar, bencillik, istemli dikkatte azalma, spontan dikkatte artma ve bunun gibi mani'ye özgü belirtiler görülür. Her bir atak (nöbet) dönemi bir kaç ay sürebilir ve ardından hasta normal kişilik özelliklerine geri döner. Bu döngü farklı sıklıklarda devam eder. Organik ve kalıtımsal faktörlerin hastalığın oluşumunda etkili olduğu düşünülmektedir. Ancak tedavide kişiye özgü altta yatan nedenler iyi anlaşılmalı ve tedavi buna göre yöneltilmelidir. İlaç tedavileri yanında uygun psikoterapiler yararlı olmaktadır.

 

Şizofreni

          Şizofreni (schizophrenia) bir akıl hastalığı (psikoz) türüdür. Psikotik bozukluklar içinde en sık görülenidir. Kalıtımsal ve psikososyal faktörlerin birlikte (etkileşimi) bir etkisi ile şizofreninin ortaya çıktığı düşünülmektedir. Gerçeği değerlendirme yeteneğinin ileri derecede bozulduğu ciddi ruhsal bozukluklardan birisidir. Şizofreni genellikle ilk gençlik döneminde (15-25 yaş) başlar. Bazen belirtileri belirgin olabilir, bazen de sinsice ilerleyebilir. Bir tür ruhsal bölünme, parçalanma ile karakterizedir. Genel olarak belirtileri şunlardır: Düşünce biçimi, akışı ve içeriğinde ve çağrışımlarda bozulma, duygulanımda ani ve hızlı değişimler, iniş çıkışlar, uyku bozuklukları, nedensiz korkular, içe kapanma, sosyal ilişkilerin azalması, uyumsuzluk, başarının düşmesi, görev ve sorumlulukların yapılamaması gibi belirtilere gerçek dışı düşünce ve inanışlar (hezeyanlar), halüsinasyonlar (görsel ve işitsel), yanılsamalar (illüzyonlar), anlamsız sözcükler türetme, laf salatası biçiminde konuşma, bazen tepkisizlik, donma (katatonik), basmakalıp tekrarlayan hareketler (stereotypic), güdüsel (impulsive) davranışlar, bazen taşkınlık (manic) ve saldırganlıklar vb. gibi daha ciddi belirtiler eklenir. Şizofreni hastalığının çeşitli alt türleri vardır ve klinik izleme ve gözlem sonucu ayırıcı tanılara ulaşılır. Şizofreni tedavisi güç ve çok uzun sürebilen bir hastalıktır. Tedavisinde öncelikle ilaç ve ECT (Electro Convulsive Therapy) olmak üzere çeşitli psikoterapilerin ve psikososyal destek ve rehabilitasyon programlarının ve aile ve çevre ile ilgili psikolojik  danışmanlık desteklerinin verilmesi yararlıdır.

  başa dön

Paranoya

          Paranoid bozukluk da bir psikoz (akıl hastalığı) türüdür. Şİzofreniye göre daha ender görülmektedir. Paranoid bozukluk daha çok kuşkucu hezeyanların (delusion) olduğu ve bunun sanrı (halüsinasyon) düzeyine varmasıyla karakterize bir bozukluktur. Hastalığın oluşumunda çocukluk döneminde başlayarak gelişen kişilik yapısındaki bozulmalar olduğu ve yine kalıtımsal ve psikososyal faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir. Hastalık hezeyanlarının temelinde başkalarından (veya belli birilerinden) kötülük görme ve bunla birlikte büyüklük, üstünlük gibi gerçek dışı inanışlar vardır. Bunlarla birlikte aldatılma, zarar görme, aşk, kıskançlık, özel görev, keşif, icat, hak iddiası ve bunun gibi hezeyanlar ve sanrılar görülebilmektedir. Bu hezeyanlar çoğunlukla değişmez ve kalıcı olarak görülmektedir. Kişiye gerçekler konusunda kanıtlar göstermek ve ikna etmeye çalışmak işe yaramaz. Çoğunlukla hasta olduğunu kabul etmez bir tedaviyi şiddetle reddeder. Hatta tedavi başlasa bile hekime veya terapiste güvenmez ve zarar göreceği ile ilgili yeni hezeyanlar geliştirebilir. Bu bakımlardan tedavisi güçtür. İlaç tedavisinden ve kısmen farklı psikoterapi yollarından yarar görebilirler.

 

Çocukluk Dönemi Bozuklukları

          Çocukluk  ve ergenlik döneminde karşılaşılan psikolojik kökenli bir çok bozukluk ve hastalık vardır. Bunlardan belli başlı olanları şunlardır: Zeka Gerilikleri, Otizm, Hiperaktivite Bozukluğu ve Dikkat Eksikliği, Öğrenme Güçlüğü, Davranış Bozukluğu, Tik, Konuşma Bozuklukları (Kekemelik, Artikülasyon Bozukluğu, Konuşma Gerilikleri vb.), Kaygı Bozukluğu, Ayrılma Anksiyetesi, Aşırı Korku ve Fobiler, Depresyon, İdrar Kaçırma (Enuresis), Dışkı Kaçırma (Encopresis), Yeme Bozuklukları, Ergenlik Dönemi Yeme Bozuklukları (Anoreksiya Nervoza, Blumia), Kimlik Bocalaması, Uyum Bozuklukları. Bu hastalık ve bozuklukların ortaya çıkış nedenleri farklı farklıdır. Kimisinde kalıtımsal faktörler öne çıkarken kimisinde ailesel ve psikososyal faktörler daha önemlidir. Tedavilerinde de genellikle nedene yönelik tedaviler etkilidir. Ancak zeka geriliği, otizm gibi bozukluklarda nedene yönelik olmayan, belirtilere yönelik eğitsel terapi ve rehabilitasyon kullanılabilmektedir. Tüm bu bozukluklar daha başlangıç aşamasındayken psikolojik incelemenin yapılması ve olabildiğince erkenden sorunun tespiti yapıldıktan sonra uygun ve gerekli eğitim, aile danışmanlığı, bireysel terapiler, aile terapisi vb. psikoterapi yöntemleri uygulanmalıdır. Sorunların çözümünde terapist, aile, eğitimci, çocuk koordinasyonunun iyi bir biçimde sağlanabilmesi terapilerin yararlılığını önemli ölçüde artırmaktadır.

başa dön

 

Google

 

 

 

 

 

anasayfa | psiko-bilgi | psiko-gelişim | psiko-destek | hakkımızda | iletişim

copyright © 2007 psikoterapistim.org   /   all rights reserved.